Abdülaziz, Sultan Abdülaziz Han Abdülaziz Dönemi, Abdülaziz Han Kimdir? (1664-1703)

Sultan Abdülaziz, 1830 yılında II.Mahmut’un kadın efendisi Pertevniyal Valide Sultan’dan Eyüp Sarayı’nda dünyaya gelmiştir. Haziran 1861’de ağabeyi I.Abdülmecit’in vefatı üzerine Osmanlı tahtına çıkmış ve halk tarafından Sultan Aziz diye anılmıştır. III.Selim, II.Mahmut ve I.Abdülmecit’in Avrupa’yı taklit eden ve çevreleri tarafından suistimal edilen hayatlarının Osmanlı Padişahları hakkındaki ortaya çıkardığı menfi imajı, Sultan Aziz yaşadığı müstakim hayatıyla telafi etmiştir. Abdülhamit gibi velayetine inanılan bir padişah olmuştur. İntihar meselesi, tamamen sefih bir hayat yaşayan Hüseyin Avni Paşa ve bir kaç serseri subayın tertibinden ibarettir.


Mevlevi, hattat, pehlivan, bestekar ve Arapça ile Farsça’ya vakıf olan Sultan Aziz, Batı Musikisi hayranlığını Saray’dan çıkarmaya çalışmıştır. Ekibi, Tanzimat’çıların ileri gelenlerinden olan Ali Paşa ve Fuat Paşa ile daha sonra Yeni Osmanlılar arasında yer alan Mithat Paşa ve arkadaşlarıdır. En büyük şanssızlığı ekibinin tam müstakim insanlar olmayışıdır. Sultan Abdülaziz Han, özellikle Sultan Abdülmecit devrinde devletin israflar ve sefahetlerle sarsılan devlet nizamına hemen çeki düzen vermekle işe başlamıştır. Saray’daki harcamaları durdurmuştur. Devletin hazinesinin kaçak verdiği kara delikleri kapatmaya çalışmıştır. Zamanındaki ilk olay, Haziran 1861’de baş gösteren Sırp İsyanıdır. Karadağ İsyanı Ömer Paşa tarafından bastırılınca Avrupa ayaklanmış ve Eylül 1861’de İstanbul Mukavelesi imzalanmak mecburiyetinde kalınmıştır.    
 Reklamlar

 

İkinci önemli olay, Sultan Abdülaziz’in üç taht varisini ve çok sayıda devlet erkanını alarak Feyz-i Cihad Vapuru ile Nisan 1863’de yaptığı Mısır Seyahatidir. Yavuz’dan sonra Mısır’a gelen ikinci Osmanlı Padişahı olması hasebiyle, Mısırlılar tarafından candan tezahüratlarla karşılanmıştır. Bu arada, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu olan Mısır Valisi İsmail Paşa da istediğini elde etmiştir. Maalesef, sadrazam ve adamlarını elde ederek, daha önce ailenin en büyük erkek evladı Mısır Valisi olacakken, Mayıs 1866’da yayınlattığı bir fermanla, Mısır velayetini kardeşi Mustafa Fazıl Paşa’dan alarak oğlu Mehmet Tevfik Paşa’ya vermiştir. Daha sonra Osmanlı Maliye Nazırlığına getirilen Mustafa Fazıl Paşa, gizli olarak kurulan Yeni Osmanlılar Cemiyetini destekleyerek bu intikamını almıştır. Haziran 1866’da Mısır Valilerine Hidiv ünvanı verildi ki, kral naibi demektir. Osmanlı askeri içerdeki iktidar mücadeleleriyle çalkalanırken, Sırbistan’da yine problemler çıkıyor ve Osmanlı Devleti, Nisan 1867’de 345 yıllık hakimiyetinden sonra Belgrad’ı tamamen Sırp Prensliğine terk ediyordu. 1864’de İyonya Adalarını Yunanistan’a bağışlayan İngiltere, Yunanlıları şımartmış ve Girit’te karışıklıklar başlamıştı. Rusya’nın da desteğiyle Eylül 1866’da Girit İsyanı başladı. Osmanlı Devleti ,Yunan’a katılmaktan başka bir şey istemeyen Rumlarla anlaşamadı. Sadrazam Ali Paşa’nın bizzat Girit’e gelmesi üzerine Fransa, Rusya, Prusya ve İtalya işe karıştı ve Ali Paşa, Ocak 1868’de meşhur Girit Fermanını ilan etti. Artık ada Yunanistan ile Osmanlı Devleti arasında sanki ortak bir eyalet gibiydi.
Bu arada Sultan Abdülaziz, kendi zamanına kadar hiç bir Osmanlı Padişahının yapmadığı ve 1950 yılına kadar da hiç bir Türk Devlet Başkanının yapmayacağı bir işi yaptı. Yani 46 gün sürecek Avrupa Seyahatine çıktı. Gezi, III.Napolyon ve Kraliçe’nin davetiyle Paris’ten başladı. Çok büyük ilgi gördü. Arkasından Galler Prensi VII.Edward’ın karşıladığı Londra ziyareti ile devam etti ve burada Kraliçe Victoria ile görüştü. Halkın çılgınca alkışladığı Abdülaziz, daha sonra Brüksel’e geçerek Kral II.Leopold ile öğle yemeği yedi. Berlin seyahati davetini özürleri sebebiyle kabul edemeyen Sultan Aziz ile Prens Bismarck’ın tavsiyesi üzerine Prusya Kralı ve Kraliçesi, Berlin’e 460 km uzaklıkta bulunan Koblenz’e kadar gelerek görüştü. Bu durum, Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki etkisini göstermesi bakımından önemliydi. İstanbul’a dönerken Viyana Garında Avusturya İmparatoru ve Macaristan Kralı tarafından karşılandı. Daha sonra da Budapeşte’ye uğradı ve Vidin yoluyla İstanbul’a döndü (21.6.1867 - 7.8.1867). Bu arada Osmanlı Devleti’nin idari, hukuki ve siyasi ıslahatı da devam ediyordu. 1862’de günümüzün Sayıştay’ı demek olan Div’an-ı Muhasebat ve 1868’de günümüzün Danıştay’ı olan Şuray-ı Devlet kurulmuştu. Günümüzün Yargıtay’ı demek olan Divan-ı Ahkam-ı Adliye de Abdülaziz devrinde tesis edilmişti. Mecelle’nin hazırlanması için hazırlıklar yapılmıştı. 1868-1869 kışında Yunanistan’la savaşa ramak kalması ve Paris Konferansı ile tatlıya bağlanması; Kasım 1869 tarihinde Süveyş Kanalının açılması, Sultan Abdülaziz döneminde meydana gelen önemli olaylardı.
Mustafa Reşit Paşa’nın yetiştirdiği mükemmel bir diplomat olan Ali Paşa’nın Eylül 1871’de vefat etmesi, Osmanlı Devleti açısından içte ve dışta tam bir yıkım oldu. Zira meşrutiyetçi görünen ve Yeni Osmanlılar Cemiyetinin mensupları olan Ziya Paşa, Namık Kemal ve benzerlerine gün doğdu. Rüşvetlerle Mısır Valiliğini oğluna vermeye çalışan Mısır Valisi İsmail Paşa da fırsatçılar arasındaydı. Osmanlı Devleti’nin kaht-ı rical devri başladı. Artık devlet, kültürlü ama vasıfsız bir sadrazam olan Mahmut Nedim Paşa’nın; Mısır Hidivlerine dış borçlanma yetkisi vererek Mısır’ı İngilizlere bir nevi satan Mithat Paşa’nın ve tam bir cani olup Amerikalılardan açıkça rüşvet alan Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın elinde kalmıştı. 1876’da Mithat Paşa ve ekibinin akılsız tasarruflarından dolayı, dış borçlar 200 milyon altını geçiyordu. Rus Büyükelçisi Kont İgnatiyev’in tahrikleri ve Sadrazam Mahmut Nedim Paşa, Adliye Nazırı Mithat Paşa ve Ticaret Nazırı Mahmut Celaleddin Paşa’nın menfaatleri uğruna, Ekim 1875’de 6 Ramazan Kararnamesi diye bilinen ve istikraz faizlerini % 50 indiren Kararname ilan edildi. Avrupa Devletleri ayağa kalktı. Bu arada Hersek ve Bulgaristan isyanları da alabildiğine genişleyerek devam ediyordu. Rusya’nın tahriki ile 6 Mayıs 1876’da Almanya ve Fransa’nın Selanik Konsolosları katledilince tansiyon fevkalade yükseldi. Devleti içte ve dışta rezil eden Mithat Paşa ve ekibi, suçu Padişah Abdülaziz Han’a yıkarak onu tahttan indirmeye karar verdiler. İngiltere’yi arkalarına almışlardı ve onlardan para desteği de alıyorlardı.
Önce rüşvet vererek üniversite talebeleri demek olan talebe-i ulûmu ayaklandırdılar. Bunun üzerine Osmanlı Devleti’ni yıkan ve tarihe 4 büyükler yahut Hal Erkanı diye geçen dört vasıfsız adam devletin en önemli makamlarına geldiler (11 Mayıs 1876): Mütercim Rüşdi Paşa sadrazam, Hüseyin Avni Paşa serasker, Mithat Paşa devlet nazırı ve ehliyetsiz müfsid imam diye bilinen Hasan Hayrullah Efendi Şeyhülislam oldular. Padişah Abdülaziz’in devlete verdiği yeni şekil ve özellikle de yeni donanmadan korkan İngiltere, kuklası olan Mithat Paşa’yı kullanarak Sultan aleyhindeki her hareketi takip ediyordu. 30 Mayıs 1876’da Harbiye Mektebi kumandanı Süleyman Paşa, çoğu Türkçe bilmeyen iki tabur askeri kandırarak Dolmabahçe Sarayı’nı bastı ve Padişah’ı tahttan indirdi. Hal fetvasını Abdülaziz Han’ın şuurunun bozukluğuna dayandıran Şeyhülislam ise, hırsının esiri ve inkılapçıların oyuncağı olmuştu. Padişah tahttan indirilmekle kalmadı; Dolmabahçe Sarayı tam manasıyla yağmalandı. Hüseyin Avni Paşa, hem hırsız ve hem de namussuz biriydi. Askere bahşiş dağıtılarak memnuniyetsizlikler bastırıldı. Artık 30 Mayıs 1876 tarihinden itibaren, bütün bu olup bitenlerin arkasında olan ve Osmanlı Padişahları arasında mason olduğu bilinen V.Murat Osmanlı tahtında oturuyordu. Sultan Abdülaziz, tahttan indirilmesinden 5 gün sonra, Hüseyin Avni Paşa’nın kiralık katilleri tarafından, kol damarları intihara benzeyecek şekilde kesilerek şehit edildi ve resmen intiharmış gibi gösterildi. 
Osmanlı Padişahları Sıralı Listesi

Reklamlar

 İzin alınmadan kopyalanamaz ve kullanılamaz. Her hakkı saklıdır.© Design, By Karakurt