gelisenbeyin.net Ana Sayfa
Forum Anasayfası Forum Anasayfası > Teknoloji Tasarım > İnovasyon, Patent
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar
  SSS SSS  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Share Tweet

Ulusal inovasyon sistemimiz var mı?

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
gelisenbeyin Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge
gelişime dair ne varsa.. Yahya KARAKURT

Kayıt Tarihi: 01-Ocak-2006
Konum: Istanbul
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 4679
  Alıntı gelisenbeyin Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: Ulusal inovasyon sistemimiz var mı?
    Gönderim Zamanı: 02-Aralık-2013 Saat 16:21
Ulusal inovasyon sistemimiz var mı?

Bilim-teknoloji dünyasının gözde sözcüklerinden birisi yenilik ve yenilenmeyi ifade eden inovasyondur.

Hemen belirtelim ki   politikacılarımızın sürekli yaptığı gibi, parayı bastırarak dışarıdan teknoloji transfer edilmesi inovasyon değildir. Dünyadaki bilimsel ve teknolojik değişme hızı her geçen gün biraz daha artmaktadır. Artık elimizdeki teknoloji en fazla 6-7 yıl için güncelliğini koruyabiliyor. Bir süre sonra bakıyorsunuz, bu teknolojinin çok daha modern ve gelişmişi daha pratik, daha hızlı, daha kaliteli ve daha ucuzu piyasaya sürülüyor. Bu durumda sizin rekabet gücünüz zayıflıyor ve ayakta kalmanız güçleşiyor. Zorunlu olarak teknolojinizi yenileme yoluna gidiyorsunuz. Bu durumda, inovasyon gerçeği ile karşılaşıyorsunuz. Bunun için de Ar-Ge çalışmaları yapmanız gerekiyor.

    Konuya giriş yapmadan önce Samanyolu Haber internet sitesinde devam eden yazılarımızdan dolayı Almanya’da Karlsruhe Üniversitesi Bilgisayar bölümünde lisansüstü eğitime devam eden bir okuyucumuzdan gelen mektuptan bir kesit sunmak istiyorum.

“Şüphesiz son yıllarda ülkemiz çok mesafe kat etti. Buna rağmen bahsettiğiniz alanda çok fazla hareketlilik göremiyorum. Neden hâlâ TÜBİTAK’ın dışında ciddi bir araştırma merkezimiz yok? Almanya’da sayıları yüzlerce. Ve her biri kendi alanında bir şeyler üretiyor. Geçenlerde Başbakan’ımız, CEBIT fuarının açılışında 87 şirkete Ar-Ge lisansı verdiğini açıkladı gururla. İnanın utandım. Kocaman ülkede sadece 87 şirket mi Ar-Ge çalışması yapıyor? Oysa orta ölçekte üretim yapan her şirketin bir Ar-Ge departmanının olması gerekmez mi? Bilginin üniversite ve araştırma merkezlerinden şirketlere akabilmesi için kümeler kurulması gerekmez mi?”

Okuyucumuz mektubunun devamında Almanya’daki Ar-Ge kümelenmelerinden (Cluster) örnekler gösteriyor ve bu ülkedeki kümelenme haritasını vererek Türkiye’de neden müteşebbisle üniversitelerin birlikte çalıştığı bir sistemin kurulmadığını soruyor.

Almanya’da iki yıla yakın araştırma için kaldığımdan, oradaki durumu az çok biliyorum. Örneğin orada kimya lisans mezunu öğrencileri yüksek puanla üniversiteye kayıt olurlar. Mezunların yüzde 90’dan fazlası doktora yapar ve Ar-Ge personeli olarak sanayide istihdam imkânı elde ederler. Bizde ise son yıllarda mezunları iş bulamadığından fizik ve biyoloji bölümleri gibi kimya bölümleri de bir bir kapanıyorlar. Temel bilim ülkemizde can çekişir vaziyette.

Bilim ve teknolojiyi hızla ekonomik ve toplumsal yarara dönüştürme beceresinin makro düzlemde örgütlenmesi anlamına gelir “ulusal inovasyon sistemi”. Bu bakış açısı ile milli eğitimden kentleşmeye, çevre sorunlarından ulusal güvenliğe, istihdamdan kamu yönetiminin yeniden yapılandırılışına dek her tartışma bu muhteva içinde değerlendirilir.

Ulusal inovasyon sistemi, bilimsel ve teknolojik bulguları ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürebilmenin kurumsal mekanizmalarını ihtiva eder ve önemi de buradan gelir. Zira, bilimsel ve teknolojik bulguları ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürme yeteneğine sahip bulunmayan herhangi bir ülke, sektör ya da işletmenin geleneksel korumacılığın kalktığı, uluslararası rekabete açık bir dünyada varlığını sürdürmesi mümkün değildir.

Ulusal inovasyon (yenile(n)me/yenilik) sistemi, genel olarak,

1- Ürün ya da üretim yöntemlerine ilişkin yeni teknolojileri edinebilme; özümseyip kullanabilme; bu teknolojilerin ekonominin bütün etkinlik alanlarına yayılmasını sağlayabilme;

2- Ürün geliştirme, yeni ürün tasarımlayabilme;

3- Yeni ürün tasarımıyla birlikte üretim yöntemini de geliştirme, yeni yöntem tasarımlayabilme;

4- Geliştirilen ya da yeni bulunan üretim yönteminin gerektirdiği üretim makinelerini tasarımlayabilme ve üretebilme;

5- Sayılan tasarım ve üretim süreçlerini besleyen teknolojik araştırma-geliştirme faaliyetini sürdürebilme; ihtiyaç duyulan teknolojileri bilimsel bulgulardan yola çıkarak üretebilme ve o teknolojilerin kaynağını oluşturan bilimi üretebilme;

6- Araştırma, geliştirme, tasarım, üretim (imalat), pazarlama süreçlerinin hem kendi içlerindeki hem de aralarındaki ilişkileri düzenleyen ve daha ileri düzeylerde yeniden üreten organizasyon yöntemlerini geliştirebilme yeteneklerine sahip ulusal kuruluşların oluşturduğu bir sistemi ve aralarındaki ilişkileri ifade eder[1].

Araştırma–geliştirme olmadan endüstrinin gelişmeler karşısında ayakta kalması mümkün değil. Sanayicilerimizin bu gerçeğin farkında olmadığı düşünülemez. Peki o zaman Ar-Ge çalışması için üniversitelerin kapısını niçin çalmıyorlar? Neden büyük holdingler teknolojilerini dışarıdan patent, lisans, know-how ve mühendislik anlaşmaları ile sağlamakta ve yani taklit ve kopya teknolojilerle hayatını idameye çalışmaktadırlar?

Mevcut YÖK sistemi topluma hizmeti adeta yasaklıyor. Örneğin firmalara sanayiye danışmanlık yapmanın önünde ciddi kısıtlamalar var. Üniversitelerde sadece akademik unvan almak için yayın-makale yapma anlayışı hakim olduğundan, üniversitelerimizde topluma hizmet tamamen unutulmuştur. Uygulaması olmayan, tez raflarında kalan doktora-master çalışmaları yaptırıyoruz. Halbuki bu anlayış inovasyon felsefesine temelden aykırıdır.

Yükseköğretim sistemi hâlâ hocalara ders başına para vererek, onları bir lise öğretmeni seviyesinde gördüğünü belli ediyor. Halbuki şöyle azıcık kafamızı kaldırıp dünyanın bu işi nasıl yaptığına baksak bizim ne denli bir yanlışlığın içinde olduğumuzu görebiliriz. Doktora-master yaptıran her araştırmacı hoca, aldığı fonların bir kısmı ile öğrencilerini destekler. O fonları almak için bir yarış meydana gelir. Böyle bir sistem kurarsanız hocaların hepsi de araştırma ile uğraşmak zorunda kalacaktır. O zaman proje yapamayan, araştırma ile uğraşmayan hoca öğrenci bulamayacaktır. Böylece çalışanla çalışmayanın aynı olduğu üniversite anlayışı da yavaş yavaş son bulacaktır.   

Tabii ki proje destekleri için verilen bu paraların sadece makale yapmaya gitmemesi için devlet, oturup araştırma hedeflerini ortaya koyacak. Bu durumda hangi bilim dalının ne kadar para alacağını belirleyen devlet olacağı için “bilim dünyasına”, “kendi stratejik ihtiyaçları” ışığında yön verebilir. O musluğu değil, ötekini açar, bakarsınız ülkenin önceliği ve ihtiyacı olan bilim dalı coşar, öteki yerinde sayar. Asıl olan araştırmanın önce bölge insanına bu toprağın insanının işine yarayacak hale getirilmesidir. Evet kim ne yapıyorsa bu memleket için yapması lazım. Bilim evrenseldir ama hedefleri millidir. Bilim politikasının temelinde sizin ne yaptığınız değil, yaptığınız araştırma çalışmalarının ne işe yaradığı önemlidir fikri yatar. Uygulamaya dönüşmeyen bilginin ve araştırmanın ne önemi olabilir?

[1] BTYK’nın 25 Ağustos 1997 günlü toplantısında kabul olunan, Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji Politikası başlıklı doküman
OSMAN ÇAKMAK - PROF. DR., YILDIZ TEKNIK ÜNIVERSITESI

Gelişimin adresi...
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.50 [Free Express Edition]
Copyright ©2001-2008 Web Wiz