gelisenbeyin.net Ana Sayfa
Forum Anasayfası Forum Anasayfası > Eğitim Dünyası > Genel Kültür
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar
  SSS SSS  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Evliya Çelebi

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
gelisenbeyin Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge
gelişime dair ne varsa.. Yahya KARAKURT

Kayıt Tarihi: 01-Ocak-2006
Konum: Istanbul
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 4737
  Alıntı gelisenbeyin Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: Evliya Çelebi
    Gönderim Zamanı: 04-Nisan-2011 Saat 18:52
Evliya Çelebi’nin hayatı, eserleri, edebi kişiliği

1611’de İstanbul’da doğdu. 1682’de, Mısır’dan dönerken yolda ya da İstanbul’da öldüğü sanılıyor. Asıl adı Evliya Çelebi Derviş Mehmed Zillî. Ailesi Kütahya'dan gelip saraya yerleşti. Babası sarayda kuyumcu olan Mehmet Zillî. Özel öğrenim gördü. Bir süre medresede okudu, babasından tezhip, hat ve nakış sanatlarını öğrendi. Musiki ile ilgilendi, hafız oldu. Enderuna alındı. Dayısı Melek Ahmed Paşa aracılığıyla Sultan 4'üncü Murat'ın hizmetine girdi.

Gezmeye ilgisi çocukluğunda babasından ve yakınlarından dinlediği öyküler, söylenceler ve masallardan kaynaklanır. Seyahatname’nin giriş bölümünde gezi merakını bir rüyaya bağlar. Kendi anlatımına göre, bir gece rüyasında Hazreti Muhammed’i gördü. "Şefaat ya Resulallah" diye şefaat isteyecekken, şaşırıp "Seyahat ya Resulallah" dedi. Böylece birçok (bilgi yelpazesi.net) ülkeyi gezme, tanıma fırsatı bulduğunu yazar. 1635’te, yani 24 yaşındaki iken önce İstanbul’u dolaşmaya, gördüklerini, duyduklarını yazmaya başladı.

1640’ta Bursa, İzmit ve Trabzon’u gezdi. 1645’te Kırım’a Bahadır Giray’ın yanına gitti. Yakınlık kurduğu kimi devlet büyükleriyle uzak yolculuklara çıktı. 1646’da Erzurum Beylerbeyi Defterdarzade Mehmed Paşa’nın muhasibi oldu. Doğu illerini, Azerbaycan’ın, Gürcistan’ın kimi bölgelerini gezdi. Gümüşhane, Tortum yörelerini dolaştı. 1648’te İstanbul’a dönerek Mustafa Paşa ile Şam’a gitti, üç yıl bölgeyi gezdi. 1651’den sonra Rumeli’yi dolaşmaya başladı, bir süre Sofya’da bulundu. 1667-1670 arasında Avusturya, Arnavutluk, Teselya, Kandiye, Gümülcine, Selanik yörelerini gezdi.

50 Yıllık Seyahat

Gezileri 50 yıl sürdü. Gezilerinde karşılaştığı toplumların yaşama düzenini ve özelliklerini yansıtan gözlemler yaptı. Kültürleri, günlük yaşayışları inceledi ve ünlü Seyahatname’sinde yazdı. Seyahatname’nin üslubu, Divan edebiyatı düz yazılarının tersine son derece sadedir. Dili kolayca anlaşılır. Konuşma diline yakın, akıcı bir üslup kullandı. Anlatımlarında kimi zaman mizah unsurlarına da yer verdi. Gözlemlerine, kendi düşünce ve çıkarmalarını da ekledi. Anlatımını belli bir zaman dilimiyle sınırlamadı. Seyahatname’de geçmişle gelecek, şimdiki zamanla geçmiş iç içedir. Yapısı gereği Seyahatname bir kültürel derleme niteliğindedir. İçinde, gidilen yerlerde dinlenen halk öyküleri, türküler, halk şiirleri, söylenceler, masallar, maniler, halk oyunları unsurları, giyim-kuşamla ilgili özellikler, düğün-cenaze törenleri, yerel oyunlar, inançlar, komşuluk bağlantıları, toplumsal davranışlar, sanat ve zanaat özellikleri de vardır. Ayrıca gezilen bölgelerdeki evler, cami, mescid, çeşme, han, saray, konak, hamam, kilise, manastır, kule, kale, sur, yol, havra, köprü gibi çevresel yapıları da inceler. Seyahatnamesi, yalnızca 17'nci Yüzyıl Osmanlı dünyası için değil, Kafkasya, Arap ülkeleri, Balkanlar ve Orta Avrupa bakımından da önemli bir tarihsel coğrafya-kültür haritası niteliğindedir.

Eseri:

Seyahatname (10 cilt. İlk sekiz cilt 1898-1928, son iki cilt 1935-1938)

Gelişimin adresi...
Yukarı Dön
sakız Açılır Kutu Gör
Vip Üye
Vip Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 29-Nisan-2007
Konum: İstanbul
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 271
  Alıntı sakız Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 01-Mart-2011 Saat 11:02
Evliya Çelebi yılı
2011, UNESCO tarafından Evliya Çelebi yılı ilan edildi. Her ülke kendi tarihinde ön plana çıkmış ve insanlığa fayda sağlamış veya insanlık adına kültürel miras bırakmış kişileri belirleyip UNESCO'ya bildiriyor, oradaki kurullar da uygun gördükleri takdirde o kişilerin anısına saygı olsun diye o yılı anma yılı olarak ilan ediyor.

Son yıllarda Türkiye'nin UNESCO heyetindeki arkadaşlar çok iyi çalışıyor olmalılar ki yıllardır ülkemizin adı anılmazken arka arkaya Mevlânâ, Yunus Emre, Kâtip Çelebi, Osman Hamdi Bey gibi isimler dünya mirası arasına kaydedilir oldu. Bu sıralamadan olmak üzere Evliya Çelebi de doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı boyunca çeşitli etkinliklerle dünyanın pek çok yerinde ve bilhassa UNESCO'nun Paris'teki merkezinde anılacak.
Evliya Çelebi, on ciltlik dev bir eser bırakıp da kendi hayatı hakkında fazla malumat bırakmayan, kendini fanî, eserini bakî gören bir adam. Biyografisini yazanlar, "Tarih-i Seyyah-ı Evliya Efendi" isimli ünlü seyahatnamesindeki gezi notlarından yola çıkarak ona bir hayat biçmişler, lakin ana hatlarıyla da olsa kesin bir hayat hikâyesini ortaya çıkaramamışlardır. Zannedilir ki o yaşamamıştır, adı da hayalî bir addır. On ciltlik koca eseri ortada olmasa neredeyse onu atalarımızdan biri olarak anmakta zorlanacak ve kimliğini tartışmaya açacağız. Sadece Çelebi'miz mi; işte Yunus Emre de, Hacı Bektaş Veli de, Gül Baba ve diğerleri de... Hangisinin hayatı hakkında bir A4 sayfasını dolduracak gerçek bilgi var ki elimizde?!.. Çoğu efsaneler, rivayetler, menkıbeler, hikâyeler...
Sözü edilen anma programlarının iyi tarafı, bu kişiler hakkında daha fazla bilgiye ulaşılabilecek araştırmalar yapılması, bu vesile onun mirasından yararlanma yollarının açılmasıdır. Buradaki amaç, sempozyumlar, toplantılar, konserler, konferanslar vs. yoluyla da olsa belli bir kesimin ilgisini çekmektir. Ne var ki bu tür durumların uygulamasında ülkemiz aydınları ile bürokratları arasında bir kopukluk yaşanır ve pek çok iyi niyetli gayretler ortaya konur da usul hatalarından dolayı yeterli sonuç elde edilemeyebilir. İşte bu yüzden korkarım ki daha önceki yıllarda Yunus'un, Mevlânâ'nın başına gelenler bu yıl da Evliya Çelebi'nin başına gelecek. Hükümet (Başbakanlık, Kültür Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Türk Tanıtma Fonu vb.), il ve ilçe belediyeleri (İstanbul, Bursa, Kütahya vb.), üniversiteler (İstanbul ve Dumlupınar başta olmak üzere hemen her üniversite), ortaöğretim kuruluşları ve kobiler (mesela adı Evliya Çelebi olan okullar, dernekler, işyerleri) sivil toplum kuruluşları, holdingler, sermaye sahipleri ve daha bir yığın özel ve tüzel kişiler kendi mikdarlarınca Evliya Çelebi'yi anmak için kolları sıvayacaklar. Allah sayılarını arttırsın, buraya kadar çok problem yok. Problem asıl bu noktada başlıyor ve bütün etkinlikler Evliya Çelebi üzerine araştırma yapan birkaç kişiyle Evliya Çelebi'yi şu veya bu nedenle sahiplenen birkaç kişi ve kurumun üzerinde dönmeye başlıyor. Adam kıtlığı sebebiyle aynı bilim insanı sekiz yerde bildiri okumaya, aynı sanatçı beş yerde icra-yı san'at etmeye, aynı araştırmacı onbeş yerin çalışmasını birden yönlendirmeye kalkınca çıta düşüyor, iş ucuzluyor. Öte yandan, her kurum bu iş için ayrı bir ödenek ve bütçe ayırıyor. Ve elbette, yapılan çalışmaların boyutu da bu bütçeyle sınırlı kalıyor. Oysa bir üst kurum tarafından (mesela hükümet veya belediyeler) her kurumun ayrı ayrı özgülediği bütçeler bir tek havuzda toplansa; ilgili bütün kurumlar ve kişiler de bir araya getirilse, belki de birbirinin tekrarı küçük işler yapmak yerine topyekün bir büyük anma gerçekleştirilir ve dünyaya şöyle gümbür gümbür bir Evliya Çelebi avazı yayılır. Bu vesileyle ele avuca gelen değerli yayınlar yapılır, özgün etkinlikler ve sanat faaliyetleri ortaya çıkarılır. Hemen aklıma geldi, mesela onun seyahatlerinden biri, belki bir gemi yolculuğu, bugünün imkânlarıyla gerçekleştirilebilir. Şöyle İstanbul'dan yola çıkıp Tuna'nın iki yakasındaki sahillerde Türk kültürünü tanıtacak özel bir gemi yolculuğu güzel olmaz mı? İçinde sergiler taşınsa bu geminin, konserler, konferanslar olsa, sanatçılar performanslarını sunsalar, devletlular ve yerel yöneticiler resmî ilişkiler ile kültür alışverişinde bulunsalar, iki ülke ilişkileri daha sıcak hale dönüştürülse yarardan hâlî midir?!.. Her varılan şehre Çelebi merhumun o şehirle ilgili satırları özel baskı kitapçıklar halinde birkaç dilde dağıtılsa, bir kopya da original baskı usulüyle şehrin valisine/belediye başkanına sunulsa yararlı olmaz mı?
Evliya Çelebi, Türk medeniyetinin dünyaya açılan pencerelerinden biridir. İngiltere'nin Şekspir üzerinden yaptığı tanıtım ve propagandayı biz bu sene Evliya Çelebi üzerinden yapabilir, hatta daha da iyi sonuç alabiliriz. Çünkü Çelebi'mizin satırları yalnızca bizi değil, bütün bir doğu ve batı dünyasını ilgilendiriyor. Kaldı ki Türkiye'nin kendini kültür ile tanıtma zamanı gelmiş de geçmektedir. Bizi yeni dönemde dünya liginin üst sıralarına, ekonomimiz ve dış siyasetimiz kadar kültür politikaları da taşıyacaktır. Artık Dışişleri ile Kültür Bakanlıkları dirsek temasında hareket etmek zorunda, yerel yönetimler, üniversite, kültür kuruluşları ve kültür adamları da onları destekleyici çalışmalar yapmak durumundadır. Aksi takdirde, korkarım 2011 yılı da gelip geçecek ve biz eli böğründe Evliya'nın ardından bir Fatiha daha okuyacağız.
(Onun sık sık tekrarladığı bir mısradır):Görelim âyîne-i devrân ne suret gösterir.

İskender Pala
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.50 [Free Express Edition]
Copyright ©2001-2008 Web Wiz